Son Güncelleme Tarihi : 12.03.2014
Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi :
Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı : -
SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ VE BASININ BİLGİLENDİRİLMESİ
27/02/2014 tarih ve 28926(Mükerrer) S.R.G. de yayımlanan 15/02/2014 tarih ve 6524 sayılı kanunun 39. maddesi ile 6087 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde - 4 ile yürürlükten kaldırılmıştır.
T.C.
HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU
Sayı : B.03.1.HSK.0.70.12.04-010.06.02-147-2011 18/10/2011
Konu : Soruşturmanın gizliliği ve
basının bilgilendirilmesi
GENELGE
No: 33
Bilgi ve iletişim teknolojisinin gelişmesiyle birlikte kamuoyu, her geçen gün ülkede meydana gelen adli olaylarla daha çok ilgilenerek bilgi edinme ihtiyacı duymaktadır. Bunun sonucu olarak, toplumun doğru bilgilendirilmesi, medyanın bilgi alma hakkı ve toplumu bilgilendirme görevi ile soruşturmanın gizliliği, masumiyet karinesi ve kişilik haklarının korunması arasında bir dengenin sağlanması gerekmektedir.
Adil yargılanmanın vazgeçilmez bir parçası olan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6 ncı maddesinin ikinci bendinde düzenlenen masumiyet karinesi şüpheli için önemli bir güvencedir.
Ancak, özellikle soruşturma evresinde kamuoyunun doğrudan bilgilendirilmemesi sebebiyle gerçeğe aykırı haberler yayımlanabilmekte, bu durumda işlenen suçla ilgili olsun ya da olmasın kişilerin masumiyet karinesi ve kişilik hakları zarar görebilmektedir.
Anılan ilkelere uyulmak suretiyle medya mensuplarının yargı ile olan iletişiminin güçlendirilmesi sayesinde daha doğru bilgilerin temin edilmesine imkân sağlanması ve diğer kanuni süreçler hakkında yapılacak bilgilendirmeler adalete ve yargıya olan güveni artıracaktır.
Konuya ilişkin olarak mevzuatımızda ayrıntılı hükümler yer almaktadır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Cumhuriyetin nitelikleri" kenar başlıklı 2 nci maddesinde; "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
"Temel hak ve hürriyetlerin niteliği" kenar başlıklı 12 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir."
"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes, yaşama, maddi ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
"Basın hürriyeti" kenar başlıklı 28 inci maddesinin ikinci fıkrasında; "Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır."
"Suç ve cezalara ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38 inci maddesinin dördüncü fıkrasında; "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz."
"Mahkemelerin bağımsızlığı" kenar başlıklı 138 inci maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Soruşturmanın gizliliği" kenar başlıklı 157 nci maddesinde; "(1) Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir."
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Gizliliğin ihlali" kenar başlıklı 285 inci maddesinde; "(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve Kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlali açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(2) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(3) Bu suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır.
(4) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."
5187 sayılı Basın Kanununun "Basın özgürlüğü" kenar başlıklı 3 üncü maddesinde; "Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir."
"Yargıyı etkileme" kenar başlıklı 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında; "Hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, ikimilyar liradan ellimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda onmilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda yirmimilyar liradan az olamaz."
Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin "Soruşturmanın gizliliğinin uygulanması" kenar başlıklı 27 nci maddesinde; "Suçluluğu bir yargı hükmüne bağlanana kadar kişinin masumiyeti esastır ve soruşturma evresi gizlidir. Bu nedenle, soruşturma evresinde gözaltındaki bir kişinin "suçlu" olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkartılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilmez ve soruşturma evrakı hiçbir şekilde yayımlanamaz."
hükümleri yer almaktadır.
5237 sayılı Kanunun 285 inci maddesinin Hükûmet Tasarısının gerekçesinde; "Usul kanunları, soruşturma evresinde tarafların ve özellikle şüphelinin ve avukatının yetkilerini belirtmektedir. Avukat, soruşturma dosyasını ince
lemek olanağına sahiptir. Avukat adalete hizmet eden bir mesleğin mensubu olarak dosyadan elde ettiği bilgileri kanunun verdiği olanaklar çerçevesinde sadece müvekkilini savunması için kullanacak, bunları yayınlamak, örneğin medyaya vermek gibi fiillere girişemeyecektir. Ancak, elbette ki, soruştur
ması yapılan suçlar hakkında, halkın bilgi sahibi olmak ihtiyacı da vardır. Medya bu suçlar hakkında bilgilenerek halkın bilgi edinmek ihtiyacını kar
şılamak görevindedir. Medya mensupları, bu konularda doğru haber elde edemediklerinde öteden beriden devşirilen ve çok kere yanlış olan bilgileri halka yansıtmakta ve insanların en temel hakkı olan suçsuzluk karinesi böylece ihlal edilmektedir; soruşturma da zarar görmekte ve delillerin yok edilmesi hususunda, elbette ki istemeden şüphelilere yardım sağlanmış ol
maktadır."
ifadelerine yer verilmiştir.
Ayrıca, 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun "Yayın hizmeti ilkeleri" kenar başlıklı 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde; "Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimse suçlu ilân edilemez veya suçluymuş gibi gösterilmez; yargıya intikal eden konularda yargılama süresince, haber niteliği dışında yargılama sürecini ve tarafsızlığını etkiler nitelikte olamaz." hükmüne yer verilmek suretiyle bu konudaki ilkeler ortaya konmuştur.
Öte yandan; 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 24 üncü maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmış, 25 inci maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, 818 sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu, 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Soruşturma evresinin gizliliği; ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük ve insan haklarına saygılı bir şekilde maddi gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluktur. Ülkemizde ve yabancı ülkelerde de örneklerine rastlandığı üzere, kimi zaman soruşturmanın gizliliği ilkesini ihlal edecek şekilde suçun şüphelilerine, delillerine, olay yerinin fotoğraf ve görüntülerine medyada yer verilerek yargısız infazlar sonucu insanlar derin üzüntüler yaşamakta ve suçsuzluk karinesi ihlal edilmektedir.
Bu amaçla, 5271 sayılı Kanun ile gizlilik ilkesi kanun hükmü hâline getirilmiş, böylece kanun koyucu; kolluğa, basın ve yayın kuruluşlarına ve hiçbir merciye, suç işlediği şüphesi altında bulunan kişileri suçlu olarak ilan etme yetkisi vermeyerek şüpheli ve sanığın lekelenmeme hakkı ve delillerin güvence altına alınması hedeflenmiştir.
Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) açılan davalar sonucu verilen mahkûmiyet kararlarından da anlaşılacağı üzere; kolluğun soruşturma aşamasında ifade alma ve özellikle delil elde etme sırasında başvurduğu işlemlerdeki bilgi eksikliği ile kimi zaman da soruşturmanın gizliliğine vurgu yapılarak belirtilen sebeplerle tazminata hükmedildiği bilinmektedir.
Nitekim, AİHM bazı kararlarında bu ilkenin önemine vurgu yapmıştır.
Allenet de Ribemont-Fransa kararında; "Başvurucunun g özaltındayken Fransız polisinden bazı üst düzey rütbeli memurların hiçbir niteleme veya çekince getirmeden cinayetin teşvikçilerinden biri ve şeriki olarak gösterilmesi sonucu, kamuoyunda suçlu olduğuna inanılmasının sağlanmasının ve yargısal makamların olayları takdir tarzına zarar vermesini masumiyet karinesinin ihlali olduğuna,
Masumiyet karinesinin sadece bir yargıç veya mahkeme tarafından değil ve fakat diğer kamu makamları tarafından da ihlal edilebileceği,
Sözleşmenin 10 uncu maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerdiği, bu nedenle Sözleşmenin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının, yürütülmekte olan cezaî bir soruşturma hakkında yetkililerin kamuoyuna bilgi vermesini önlemeyeceği; ancak masumluk karinesine saygı gösterilmesi söz konusu olduğunda, bilginin tam bir takdir ve ihtiyatla verilmesi gerektiği,
Sekanina - Avusturya kararında, "Suçsuzluk karinesinin yargılama öncesinde olduğu kadar beraattan sonra da gözetilmesi gerektiği, sanığın beraatı kesinleştikten sonra yerel mahkemenin başvurucunun suçuna ilişkin şüphelere dayanmasının artık kabul edilemez olduğu"
Y.B. ve diğerleri - Türkiye kararında ise, "
polis tarafından düzenlenen ve basına dağıtılan "basın açıklaması"nın içeriğinde başvuranların hiçbir fark gözetmeksizin "yasa dışı örgüt" mensubu olarak gösterildiği, aynı şekilde söz konusu basın açıklamasına göre adı geçen şahısların İzmir'in farklı mekanlarında birçok suç işlediklerinin tespiti yönündeki ifadelerin başvuranların itham edildikleri suçları işlediklerini onaylayan değerlendirmeler şeklinde yorumlanmasının mümkün olduğu,
Bir bütün olarak ele alındığında, polis yetkililerinin tutumlarının, kanıtların başvuranların aleyhinde kullanılması yönünde önceden değerlendirilmesi ve kimliklerini kolayca ortaya koyan bilgilerin basına verilmesi göz önünde bulundurulduğunda bu durumun masumiyet karinesine saygı gösterilmesi ilkesiyle bağdaşmadığı, bu şekilde düzenlenen basın açıklamasının, bir yandan kamuoyunun başvuranların suçlu olduğuna inanmasını teşvik ettiği, diğer yandan yetkili hâkimlerin olayları değerlendirmesinde önyargılı davranmalarına neden olduğu"
ifadelerine yer verilmiştir.
Bu itibarla;
1- Anayasa, AİHS ve kanunlarımızla tanınıp korunan, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan masumiyet karinesi, hâkim ve Cumhuriyet savcısının tarafsızlığı ilkeleri yanında ilgililerin kişilik hakları ve soruşturmanın gizliliği ilkesi göz önünde bulundurulmak suretiyle; suçun işlenmesinden önceki aşamada emniyet ve asayişe ilişkin açıklamaların mülki amirler ile kolluk amirlerine ait olduğu dikkate alınarak, suçun işlendiği andan itibaren ise olayın adli nitelik kazanması sebebiyle kamuoyunun doğru bir şekilde bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla soruşturmalarla ilgili açıklamaların Cumhuriyet başsavcısının bilgilendirilmesi koşuluyla Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca basın sözcüsü olarak görevlendirilen Cumhuriyet savcısı; görevlendirme yapılmayan yerlerde ise Cumhuriyet başsavcısı tarafından yazılı ya da kamuoyunun doğrudan bilgilendirilmesinin yararlı olacağı değerlendirilen durumlarda da sözlü açıklama yapılması,
2- Yazılı olarak yapılan açıklamaların İnternet sayfasında yayımlanması; sözlü basın açıklamalarının ise kayıt altına alınması,
3- Basın açıklamasından önce gerektiği takdirde ilgili Cumhuriyet savcısı ya da hâkim ile görüşülerek muhtemel yanlışlıklara mahal verilmemesi,
4- Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi gereken ve açıklama yapılmasının zorunlu ve acil olduğu durumlarda; medya kuruluşlarına telefonla bağlanmak ya da ilgili programa bizzat katılmak suretiyle bilgi verilmesi; ancak röportaj ve söyleşi gibi önceden planlanabilen hususlarda Kuruldan izin alınması,
5- Basın açıklamasının, kamuoyunun kişinin suçlu olduğuna ilişkin kanaatini uyandıracak ya da hâkim veya mahkemelerin olayları değerlendirmesinde önyargılı davranmalarına sebep olacak mahiyette olmaması,
6- Basın sözcülüğü kurumunun amacına uygun biçimde işlerlik kazandırılabilmesi için, adliyelerde gerekli fiziki şartların ve teknik donanım ile sekretarya hizmetlerinin gecikmeye mahal olmaksızın tamamlanarak yürütülmesi,
7- Soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kişi ya da kuruluşlar hakkında derhâl kanuni gereğine başvurulmak suretiyle masumiyet karinesinin zedelenmesinin önlenmesi ile kişilik haklarına saldırı yapılması imkânı verilmemesi, kişilerin onurlarını kırıcı, küçük düşürücü, siyasi görüşleri açıklayıcı mahiyette veya bu anlama gelebilecek nitelikte ifadeler ve davranışlar ile soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek açıklamalara yer verilmemesi, gizli kalması gereken hususların açıklanmaması,
8- Soruşturmanın gizliliği ilkesi, kişilik hakları ve masumiyet karinesi ile delillerin güvence altına alınması hususları göz önünde bulundurularak;
a) Gözaltındaki kişilerin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkarılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilmemesi, soruşturma evrakının basın organlarında yayımlanmasının önlenmesi,
b) Soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyerek istediği belgelerin bir örneğini alabilen şüpheli ya da müdafii, mağdur ya da şikâyetçi ile suçtan zarar gören ve vekillerinin gizli kalması gereken hususları açıklamamaları yönünde uyarılması,
c) Soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek ve gizlilik ilkesine sadık kalınmak kaydıyla, kamu görevlileri hakkındaki ön inceleme ve idari nitelikteki soruşturmalarda sürelerin kısalığı dikkate alınarak, görevli müfettiş veya muhakkiklerin talep etmeleri hâlinde, başka yolla temini mümkün olmayan delillerin birer örneğinin dizi pusulasına bağlanarak verilmesi
konularında gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi hususunun Genel Kurulun 30/9/2011 tarihli 278 sayılı kararı ile tüm teşkilata duyurulmasına karar verilmiştir.