Son Güncelleme Tarihi : 12.03.2014
Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi :
Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı : -
YOLSUZLUK OLAYLARINA İLİŞKİN SORUŞTURMALAR VE KOVUŞTURMALAR
27/02/2014 tarih ve 28926(Mükerrer) S.R.G. de yayımlanan 15/02/2014 tarih ve 6524 sayılı kanunun 39. maddesi ile 6087 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde - 4 ile yürürlükten kaldırılmıştır.
T.C.
HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU
Sayı : B.03.1.HSK.0.70.12.04-010.06.02-139-2011 18/10/2011
Konu : Yolsuzluk olaylarına ilişkin
soruşturmalar ve kovuşturmalar
GENELGE
No: 14
Yıllardan beri toplum içinde sosyal bir yara hâline gelen ve bazı kamu görevlilerinin işlediği görevi ihmal veya kötüye kullanma, rüşvet, zimmet, resmî evrakta sahtecilik, kamu kurumunun dolandırılması gibi suçlar nedeniyle yürütülen soruşturmaların ve kovuşturmaların bir an önce sonuçlandırılmasının sağlanması, suçu sabit bulunanlara kanunlarda belirtilen cezaların zamanında ve etkili bir şekilde uygulanması, toplumumuzun yargıya ve adalete olan saygı ve güven duygusunu artıracaktır.
Hukukun üstünlüğünü tehlikeye atan, adaleti ve demokrasinin kurum ve değerleri yanında ahlaki değerleri zayıflatan, siyasi istikrarı tehdit eden, ekonomik ve sosyal kalkınmayı engelleyen, toplumsal barış ve güvenliğin bozulmasına sebep olan ve kimi zaman ülke kaynaklarının önemli bir bölümünü teşkil edecek boyutta ekonomik değerlerin konu olduğu her türlü rüşvet ve yolsuzluk olaylarında; ilgili kanun hükümlerine göre derhâl soruşturmaya geçilmesi, kaynağı ne olursa olsun tavassut adı altında yapılacak başvurulara asla itibar edilmemesi ve suç oluşturan eylemlerde kanuni gereğine başvurulması, eylemleri meydana getiren kişi veya kişilerin belirlenip tespit edilmesinde; bu kişilerin sıfat ve durumları ne olursa olsun, yalnız hukuka bağlı olarak tarafsız bir şekilde ve kararlılıkla hareket edilmesi, bu tür olaylarla ilgili olarak basın ve yayın organlarında yer alan her türlü haberin dikkatle takip edilerek gereğinin yapılması, belirtilen sakıncalar yanında daha birçok olumsuzluğu da ortadan kaldıracaktır.
Bu bakımdan, konuya ilişkin mevzuat hükümleri, uluslararası belgelerde düzenleniş biçimi ve uygulamada dikkat edilmesi gereken kimi kurallar aşağıda belirtilmiştir.
A- Mevzuat Hükümleri
Bilindiği üzere, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Cumhuriyetin niteliklerini düzenleyen 2 nci maddesinde; Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış, 10 uncu maddesinde ise kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiş, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmayacağı, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları belirtilmiştir.
Öte yandan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda rüşvet, irtikâp, zimmet, denetim görevinin ihmali, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama, görevi kötüye kullanma, emniyeti suistimal ve dolandırıcılık; yolsuzlukların değişik şekilleri olarak düzenlenmiş ve bu suçlarda kamu görevlisinin sorumluluğu öngörülmüştür. 5237 sayılı Kanun ile yolsuzlukla ilgili suçlara daha ciddi cezalar getirilerek bu suçların zamanaşımı süreleri uzatılmıştır. Kanun, aynı zamanda yolsuzluk davalarında tüzel kişilerin sorumluluğu ve kamu ihalelerinde yolsuzlukla ilgili hükümler de içermektedir.
Ayrıca, 1156 sayılı Kanuna Mugayir Tahakkuk ve Tediye Muamelatını İhbar Edenlere İkramiye İtasına Dair Kanun, 2531 sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 2443 sayılı Devlet Denetleme Kurulu Kurulması Hakkında Kanun, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 3069 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği İle Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun, 237 sayılı Taşıt Kanunu, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun gibi mevzuatta doğrudan veya dolaylı olarak yolsuzlukla mücadeleye ilişkin hükümler bulunmaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Arama ve elkoyma" başlıklı 116 ila 134 üncü maddeleri ile "Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi" ve "Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme" konularında 135 ilâ 140 ncı maddeleri ile Türk Ceza Kanunu'nun "Eşya Müsaderesi" kenar başlıklı 54, "Kazanç müsaderesi" kenar başlıklı 55 inci, "Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri" kenar başlıklı 60 ıncı maddelerinde genel düzenlemeler mevcuttur.
Diğer taraftan, rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele amacıyla çıkarılan ve özel bir kanun niteliği taşıyan 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun "Haksız mal edinme" kenar başlıklı 4 üncü maddesinde; "Kanuna veya genel ahlâka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliri ile uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır."
"Soruşturma" kenar başlıklı 17 nci maddesinde; "Bu Kanunda ve 18/06/1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununda yazılı suçlarla, irtikap, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık, resmi ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarının açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından veya bu suçlara iştirak etmekten sanık olanlar hakkında 02/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmaz.
Yukarıdaki fıkra hükmü müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar hakkında uygulanamaz.
Görevleri veya sıfatları sebebi ile özel soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olan sanıklarla ilgili kanun hükümleri saklıdır."
"Suçun ihbarı" kenar başlıklı 18 inci maddesinde; "Yukarıdaki maddede yazılı suçlara ilişkin ihbarlar doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılır. İhbar üzerine derhal bir ihbar tutanağı düzenlenir ve bir örneği muhbire verilir. Acele ve gecikmesinde sakınca umulan hallerde tutanak düzenlenmesi sonraya bırakılabilir. Muhbirlerin kimlikleri, rızaları olmadıkça açıklanmaz. İhbar asılsız çıktığında aleyhine takibat yapılanın istemi üzerine muhbirin kimliği açıklanır.
Yukarıdaki fıkraya göre yapılan ihbar veya takipsizlik kararı ve iddianame Cumhuriyet başsavcılığınca, Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü ile varsa diğer ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına bildirilir. Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır.
Bu suçlardan dolayı müfettiş ve muhakkikler de soruşturma neticesinde delil veya emare elde ettikleri takdirde, işi yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar ve evrakı tevdi ederler. Cumhuriyet Başsavcılığı müfettiş ve muhakkikler tarafından kendisine tevdiine lüzum görülmediği halde dahi evrakın taalluk ettiği iş hakkında soruşturma yapmak üzere gerekçe göstererek evrakı ait olduğu merciden isteyebilir.
17 nci maddede yazılı suçlardan dolayı delil veya emare elde eden müfettiş ve muhakkikler durumu yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar ve evrakı tevdi etmedikleri takdirde bunlar hakkında da yapılacak takibattan dolayı Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat Hükümleri uygulanmaz.
İhbar konusu müsnet suç hakkında dava açılıncaya kadar bilgi vermek ve yayın yapmak yasaktır."
"Soruşturma usulü" kenar başlıklı 19 uncu maddesinde; "Cumhuriyet savcısı 17 nci maddede yazılı suçların işlendiğini öğrendiğinde sanıklar hakkında doğrudan doğruya ve bizzat soruşturmaya başlamakla beraber durumu atamaya yetkili amirine veya 8 inci maddede sayılan mercilere bildirir.
Cumhuriyet savcısı soruşturmaya başladığında ihbarı doğrulayan emareler bulduğu takdirde sanıktan, haksız edinilen malın kaçırıldığı yolunda delil ve emare elde edildiği takdirde sanığın ikinci dereceye kadar kan ve sihrî hısımları ile gelini ve damadından mal bildiriminde bulunmalarını ister. Bu istemin sanığa ve diğer ilgililere ulaştığı tarihten itibaren yedi gün içinde Cumhuriyet savcısına mal bildiriminin verilmesi zorunludur. Soruşturmanın müfettiş veya muhakkik tarafından yapılması hâlinde müfettiş veya muhakkik de sanıktan ve yukarıda sayılan ilgililerden mal bildirimi isteminde bulunurlar. Bu istemin sanık ve ilgililere ulaştığı tarihten itibaren yedi gün içinde müfettiş veya muhakkike mal bildiriminin verilmesi keza zorunludur.
Cumhuriyet savcısı, kamu davası açılmadan önce haksız edinildiği yolunda delil veya emare elde edilen para veya mal ile ilgili tedbirin alınmasını görevli mahkemeden veya para veya malın bulunduğu yer hukuk mahkemesinden isteyebilir."
"Bilgi verme zorunluluğu" kenar başlıklı 20 nci maddesinde; "Özel kanunlarında aksine bir hüküm bulunsa bile ilgili gerçek veya tüzel kişiler veya kamu kurum ve kuruluşları; bu Kanuna göre takip, soruşturma ve kovuşturmaya yetkili kişi, Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü veya temsilcisi ve bu Kanundaki diğer mercilerce istenen bilgileri gecikmeksizin makul sürede eksiksiz vermek zorundadır. Aksine davranan kişiler hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Bu ceza, para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez."
Bazı önemli yolsuzluk eylemleri için tüzel kişilere idari para cezası verilebileceğini düzenleyen 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun "Tüzel kişilerin sorumluluğu" kenar başlıklı 43/A maddesinde de; "(1) Daha ağır idarî para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde, bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından;
a) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun;
1) 157 nci ve 158 inci maddelerinde tanımlanan dolandırıcılık suçunun,
2) 235 inci maddesinde tanımlanan ihaleye fesat karıştırma suçunun,
3) 236 ncı maddesinde tanımlanan edimin ifasına fesat karıştırma suçunun,
4) 252 nci maddesinde tanımlanan rüşvet suçunun,
5) 282 nci maddesinde tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun,
b) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde tanımlanan zimmet suçunun,
c) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan kaçakçılık suçlarının,
ç) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun Ek 5 inci maddesinde tanımlanan suçun,
d) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinde tanımlanan terörün finansmanı suçunun,
tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bu tüzel kişiye onbin Türk Lirasından ikimilyon Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(2) Bu madde hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye, birinci fıkrada sayılan suçlardan dolayı yargılama yapmakla görevli mahkeme yetkilidir."
hükümleri yer almaktadır.
B-Uluslararası Belgelerde Konuya Yaklaşım
Yolsuzluk fiillerinin uluslararası boyutta da görülmeye başlaması üzerine bu suçlarla mücadele edilebilmesi ve uluslararası iş birliğinin sağlanması amacıyla ulusları bağlayıcı birtakım düzenlemeler yapılmıştır.
Avrupa Birliği müzakereleri sürecinde yolsuzlukla mücadele konusu; "özgürlük, güvenlik ve adalet", "sermayenin serbest dolaşımı", "mali kontrol" gibi birden fazla müktesebat başlığında ele alınmıştır.
Ülkemiz, Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi, Yolsuzluğa Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Merida Sözleşmesi), Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı BM Sözleşmesi (Palermo Sözleşmesi), Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele Geçirilmesi ve El Konulmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Strazburg Sözleşmesi) gibi uluslararası sözleşmelere taraf olmuştur.
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD-Organisation For Economic Cooperation And Development) Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi, 1/2/2000 tarihli ve 4518 sayılı Kanunla onaylanarak Anayasanın 90 ıncı maddesi uyarınca iç hukukun bir parçası hâline gelmiştir.
Anılan Sözleşmeye uyum sağlamak üzere, 2/1/2003 tarihli ve 4782 sayılı "Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi İçin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile birtakım düzenlemeler yapılmış ve yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi eylemi, 5237 sayılı Kanunun rüşvet suçunu düzenleyen 252 nci maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenmiştir. Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi Sözleşmesinin "Uygulamaya koyma" kenar başlıklı 5 inci maddesinde; "Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi durumunda, soruşturma ve kovuşturmalar her âkit tarafından uygulanabilen kaide ve ilkelerine göre yapılır. Kovuşturmalar ulusal ekonomik çıkar mülâhazaları, diğer bir devlet ile ilişkilere olası etkileri ya da bahse konu gerçek ya da tüzel kişilerin kimliğinden etkilenmeyeceklerdir." ifadesine yer verilmiştir.
Öte yandan, Avrupa Birliği müktesebatı ve uluslararası yükümlülüklerimiz bağlamında yolsuzlukla mücadele edebilmek için çeşitli kurumların tavsiyeleri büyük önem taşımaktadır.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 27 Ocak 1999 tarihinde onaylanan ve temel amacı belirli yolsuzluk suçları için ortak standartlar geliştirmek olan Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesine taraf devletlerin Sözleşme hükümlerine uygun davranıp davranmadıklarını izleme görevi, Avrupa Konseyi bünyesinde 1998 yılı Mart ayında kurulan Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubuna (GRECO) verilmiştir. GRECO'nun amacı, üyelerinin yolsuzlukla mücadele sistemlerinin gözlenmesi ve bu yolda kapasitelerinin artırılmasına yardımcı olmaktır. Bu nedenle GRECO gerekli yasal, kurumsal ve pratik reformların uygulanması ve oluşturulması sürecine katkıda bulunan yolsuzlukla mücadelede yol gösterici prensipler oluşturan esnek ve etkin bir mekanizmadır. Ülkemiz 1/1/2004 tarihi itibarıyla GRECO'ya üye olmuştur.
Ayrıca, Avrupa Birliği bünyesinde, Avrupa Birliği Üye Devletleri Görevlileri veya Avrupa Toplulukları Görevlilerinin Dahil Olduğu Yolsuzlukla Mücadeleye İlişkin 97/195 sayılı Sözleşme; OECD ve Avrupa Konseyi tarafından hazırlanmış uluslararası sözleşmelerle gereksiz tekrarlardan kaçınmak ve Avrupa Birliği tarafından bu konuda gerçekleştirilen faaliyetlerde uyumu temin etmek amacıyla hazırlanan Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesinin Müzakereleri Bağlamında Kabul Edilen 1997 tarihli Ortak Tutum; OECD ve Avrupa Konseyi sözleşmelerinin gereği gibi uygulanabilmesi için etkili, koordine edilmiş ve elverişli izleme mekanizmalarının tesisini öngören Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesinin Müzakeresi Bağlamında Kabul Edilen 1997 tarihli ve 97/783 sayılı İkinci Ortak Tutum ve Özel Sektörde Yolsuzlukla Mücadele Hakkında 2003/568 sayılı Çerçeve Karar gibi belgeler bulunmaktadır.
Bu itibarla;
Yukarıda yapılan açıklamalar ve ilgili hükümler doğrultusunda;
1- Yolsuzluk olaylarının meydana gelmesi durumunda, Cumhuriyet savcıları tarafından olaylara derhâl el konularak usul ve kanun hükümleri çerçevesinde gerekli olan soruşturmanın başlatılması ve bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülmesi, failin kamu görevlisi olması hâlinde durumun ilgili kuruma bildirilmesi, suç delillerinin sağlıklı ve eksiksiz bir şekilde toplanması suretiyle suçun fail ya da failleri hakkında açılacak olan davaların süratle ve isabetle sonuçlandırılmasına katkı sağlanması,
2- Özellikle, kamu davası açılmadan önce bu suçlardan elde edildiği düşünülen her türlü eşya ve kazanç ile ilgili kanunlarda öngörülen gerekli koruma tedbirlerinin alınması bakımından görevli mahkemeden talepte bulunulması,
3- Cumhuriyet savcılarınca anılan soruşturmalara ilişkin işlemler yanında, icra ve iflas daireleri ile para ve harç hesabı bulunan diğer birimlerin sürekli gözetim ve denetiminden sorumlu oldukları da dikkate alınarak, bu yetkinin etkinlikle kullanılmasında ve görevi ihmal veya kötüye kullanma, rüşvet, zimmet ve resmî evrakta sahtecilik gibi her türlü yolsuzluk iddiaları dolayısıyla gerek resen başlatılan, gerekse müfettişler tarafından intikal ettirilen soruşturmaların da aynı şekilde sürat ve duyarlılıkla sonuçlandırılması,
4- Kabahatler Kanununa ilave edilen tüzel kişilerin sorumluluğunu düzenleyen 43/A maddesi hükmü gözetilerek, bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından, tüzel kişinin yararına olarak yolsuzluk fiilinin işlenmesi hâlinde, ayrıca bu tüzel kişiye de maddede gösterilen idari para cezasının uygulanabileceğinin hatırdan çıkarılmaması,
5- 5237 sayılı Kanunun 252 nci maddesinin beşinci fıkrası kapsamındaki yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi suçuna ilişkin olarak;
a) Soruşturmaların kolluğa bırakılmayıp, bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından hassasiyetle ve gecikmeksizin yürütülmesi hususunda azamî gayret gösterilerek soruşturmanın başlangıç, safha ve sonucu hakkında Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne düzenli olarak bilgi verilmesi,
b) Ülkemiz kamu görevlilerine, yabancı gerçek veya tüzel kişiler tarafından rüşvet verildiği iddiasına ilişkin olarak bir soruşturma başlatıldığında, bu durum Sözleşmeye taraf ülkelerce, söz konusu yabancı gerçek veya tüzel kişiler hakkında da, yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme suçundan soruşturma başlatılmasını gerektireceğinden keyfiyet ile soruşturmanın safha ve sonucunun da OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubunu ve ilgili yabancı ülkeyi bilgilendirmek üzere, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne bildirilmesi,
c) Suç delillerinin büyük bir kısmının suçun işlendiği yabancı ülkede olabileceği hususu da nazara alınarak, soruşturmanın bir an önce tamamlanması açısından, ilgili ülkeye yönelik, uluslararası istinabe talebi hazırlanabileceğinin dikkate alınması, yabancı ülke adli makamlarınca bu kapsamda iletilen istinabe taleplerinin de anılan Sözleşmenin 5 inci maddesi göz önünde bulundurulmak suretiyle hızlı ve etkin bir şekilde yerine getirilmesi,
ç) Soruşturma ve kovuşturmaların, yurt dışında bulunan şüpheli ve sanıkların iadeleri ile yabancı devlet adli makamlarının aynı mahiyetteki istemlerinin yerine getirilmesinin, ilgili devletlerle aramızda yürürlükte bulunan ikili anlaşma ya da çok taraflı sözleşmeler vasıtasıyla, bunların bulunmaması hâlinde de, uluslararası teamül ve karşılıklılık (mütekabiliyet) ilkesi çerçevesinde yürütülmesi,
d) Sözü edilen suç kapsamında el konulması veya müsadere edilmesi gereken eşya ya da kazancın bulunması durumunda da, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi Sözleşmesinin hükümleri ile diğer hukuki düzenlemeler dikkate alınmak suretiyle gerekli kanuni işlemlerin yapılması
konularında gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi hususunun Genel Kurulun 30/9/2011 tarihli ve 280 sayılı kararı ile tüm teşkilata duyurulmasına karar verilmiştir.